Tarih: 04.07.2022 10:42

Prof. Dr. Yusuf Doğan: Yağmur yağarken su fıskiyeleri neden açılıyor anlamış değilim

Facebook Twitter Linked-in

Mardin Artuklu Üniversitesi Kızıltepe Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Doğan, kuraklık, tarımsal sorunlar ve iklim değişikliği gibi çiftçileri yakından ilgilendiren konular hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Doğan, “Yağmur suları azotludur bu da toprak için çok faydalıdır. Yağmur yağarken su fıskiyeleri neden açılıyor anlamış değilim. Bu suyun boşa kullanılması demek.”

Mardin GZT’de yayınlanan Mardin Ekranı” programına katılan Prof. Dr. Yusuf Doğan, İklim değişikliği, kuraklık, su tasarrufu ve alternatif tarımsal üretim ile ilgili konuştu.

Mono kültürden kurtulmalıyız!


Mısır ekimi yerine yerfıstığı veya soya fasulyesi gibi alternatif ürünlerin ekilmesinin zamanının geldiğini belirten Doğan Mono kültür hakkında şöyle konuştu, “Mono Kültür, aynı familyadan olan bitkilerin arka arkaya ekilmesi demek. Mesela buğday, mısır ve arpa gibi bitkiler aynı familyadandır. Bunlar arka arkaya ekildiği zaman yeteri kadar besin alamıyorlar. Bu tamamen yanlış bir olay. Bu zamanla topraklarımızda çoraklaşma olacağını gösterir ve toprağın yapısının bozulmasına neden olur. Yani biz buğday artı mısır yerine, buğday artı yeraltı fıstığını ektik ve çok iyi sonuçlar elde ettik. Biri tahıl diğeri baklagil. Baklagillerin kazık kökü var kendinden sonra gelen bitkiye hazır ortamda azot bırakır. Bu da baklagillerin tamamında ortalama 10 kilogram azot demek. Bu yüzden bizim artık buğday artı mısırdan vazgeçmemiz gerekiyor. Bunun yerine buğdaydan sonra soya, yer fıstığı gibi başka baklagiller ekmemiz gerekiyor.


Ya da buğdaydan önce de nohut artı mercimek ya da mısır olabilir. Çünkü her toprağın organik açıdan güçlendirilmesi toprak verimliğinin artırılması; hem bitkinin azot ihtiyacını karşılaması açısından hem de ekim nöbetine gitmememiz gerekiyor. Bu mono kültürden kendimizi kurtarmamız gerekiyor. Bunun yerine son zamanlarda yağ bitkileri, ayçiçeği veya çörek otu önemli. Böylece çiftçi yeni ürünlerle tanışmış da olacak. Bunun ciddi bir getirisi muhakkak olacak. Hem de mısırın su tüketimi de çok fazla. O yüzden mısır yerine diğer alternatif bitkilere bakılmakta büyük fayda var.”

11 yıldır Mardin’de tarım ile ilgili çalışmalarının olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yusuf Doğan, hem bölgeye hem de akademiye katkı sağlayacak projelerinin olduğunu hatırlattı. Mardin’de mevcut ekilebilir tarım alanlarına değinen Doğan sözlerini şöyle sürdürdü, “Mardin’de yaklaşık 3.2 milyon dekarlık bir ekili tarım alanı var. Bu alandan üretim yapılmaktadır. Bu üretimin içerisinde yüzde 80’ine yakını tarım bitkileri yetiştiriciliği yapılmakta. Geriye kalanda ise yüzde 14 oranında bahçe bitkileri yetiştiriciliği, yüzde 2 oranında sebze yetiştiriciliği ve 2 oranında da nadasa bırakılma söz konusu. Tarla bitkilerinin geniş yer almasının temelinde ovaların geniş olmasından kaynaklıdır. Bunun içerisinde ekmeklik ve makarnalık buğday üretimi yıllara göre değişmekle birlikte yaklaşık olarak 1 milyon dekar yani 0.9 makarnalık ve 1.7 milyon-1.9 milyon dekar arası buğday için bir ekim alanından söz edebiliriz. Bunu 500 bin dekar ile bir mısır ve yaklaşık 400 bin dekarlık alanda ise arpa yetiştiriciliği yapılmaktadır. Mercimek ve nohutta ise 400-500 bin dekarlık bir değişiklik olduğunu söyleyebiliriz. Ama genel anlamda bölgede tahıl tarımcılığı yapılmakta. Bununla birlikte bazı değişiklikler söz konusu. Pamuk ekimi de gerçekleşmekte.”

Son zamanlarda buğday, arpa ve mısıra alternatif olarak Soya, yerfıstığı ve yağlı bitkilerde de ekim alanlarının arttığını belirten Doğan, bunun temelinde çiftçinin biraz daha bilinçlenmesi ve akademisyenlerin çiftçilere yol göstermesi sayesinde olduğunu belirtti. Doğan, ayrıca çiftçinin de alternatif ekim ürünlerinin farkına vardığını ve ona göre ekim yaptığını söyledi.


İklim değişikliğinin tarımsal üretime etkisi


“Genel anlamda iklim değişikliği dediğimiz zaman aklımıza kuraklık geliyor. Çünkü kuraklık sadece Türkiye’ye özgü bir kavram değil. Bu kuraklık dünyanın birçok ülkesinde dillendirildi ve bununla ilgili çalışmalar yapılmakta. Türkiye’de bununla ilgili bakanlık da kuruldu. Bununla mücadele ediliyor ve anlaşmalar yapıldı. Bu kuraklık ilgili tarım il müdürlüğü ve bakanlıklar bir araya gelerek bir fikir alışverişinde bulundular. Kuraklık derecesi bölge bazında nasıl bir etkileşim konusu oldu ve buna alternatif olarak ne yapılabilir Bununla ilgili pek çok toplantı yapıldı. Bununla birlikte yapılacak somut adımlar atıldı.” diyen Doğan, kuraklığın meteorolojik anlamda yağışın yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkan bir durum olduğuna işaret etti. Kuraklığın, Türkiye’yi birinci dereceden etkileyeceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Yusuf Doğan, “Kuraklık iklimden kaynaklanıyor ve biz bunu son 2-3 senede net yaşadık. Bunun için ne yapılması gerektiğini bilmemiz lazım. Bölge şartlarında kuraklığa dayanaklı olan türlerin tespiti çok önemli. Bunun yanında bu bitki türlerinin geliştirilmesi ve ıslah edilmesi de çok önemli. Bununla ilgili olarak çalışmalarımız var arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Bu kuraklık için kısa vadede beklenilen sonuçlar bulunmuyor. Uzun vadede çalışmalar gerektiriyor. Bölgede kuru tarımın yaygın bir şekilde yapılıyor olması bu bitki türlerinin tespiti ve onların üretime geçilmesi kısa vadede olabilecek bir durum değil. Islah çalışmaları uzun bir dönem gerektiriyor. Ama buna alternatif olarak kuraklığa biraz daha dayanaklı ve iklime uygun ürünlerin ekilmesi gerekiyor.” açıklamasında bulundu.

Düzensiz yağışlar ürün verimini düşürüyor


İklim değişikliğine değinen Prof. Dr. Yusuf doğan yağışların düzenli olmasını temenni ettiklerini vurgulayarak tarımın gerekli yağışa olan ihtiyacını şöyle belirtti, “Yağışların mevsimlerinde yağmasını ve düzenli olmasını istiyoruz. Mesela bu yıl Nisan ayında yeteri kadar yağmur yağmadı az verim aldık ürünlerden. Bütün yağışın kışın değil, ilkbaharda da değil yani 3 mevsime dağıldığı zaman bitki bundan faydalanabiliyor. Gelişimini ancak böyle sağlayabiliyor. Bitki yetiştiriciliğinde yağışın aylara göre dağılışı bizim için çok önemlidir. Bu sene bunu net olarak gördük. Az yağış alan bitkiler stres dönemine girdi. Bu yıl bitkilerin hem boyları kısa oldu hem de başaklar tanı oluşumu için yeterli yağışı alamadı. Böylece yeterli verim de maalesef elde edilemedi. Bölgemizde optimum yağışın alındığı dönemlerde yaklaşık olarak 300-350 kilogram bir dekardan elde edilirken bu sene ki verilere baktığımızda bu kuraklıkta 70-80 kilogramlık verime kadar azaldığını görüyoruz. Burada ciddi problemlerin oluştuğu karşımıza çıkmış durumda. “
Kuraklığın sadece tarımsal bir tehlike olmadığını ifade eden Doğan, kuraklığın içme suyunu, nehirleri, çayır ve meraları, yeraltı su rezervlerini, barajları, insan sağlığı gibi alanlarda sıkıntıları tetiklediğini belirtti. Yeterli yağışın yağmaması halinde bir takım sorunların oluşabileceği uyarısında bulunan Doğan, “Kuraklığı adece insan için düşünememek lazım. Doğa, mera, çayır buralar da için de önemlidir. Buralarda doğal bir yaşam var. Bir bitki örgüsü var çevremizde. Yaşayan diğer canlılar bir bütünlük oluşturuyor. Canlıların yaşam alanları azaldığı zaman şehre iner birtakım hayvanlar. Bu tür görüntüleri sık sık görüyoruz. İhtiyaçları karşılanamayacağı için yiyecek ve su bulmak zorundalar. Bu yüzden onların yaşam alanlarına müdahale edilmemek lazım. Normal bir senede ortalama arazilerin 400-450 mililitre yağışın alması gerekir. 2019-2020 yıllarında örneğin yağış az yağdı. 300-330 ml arasındaydı. Verimi ve üretimi çok olumsuz etkiledi.” dedi

Betonlaşma kuraklığa neden oluyor

Bölgede giderek yapılan betonarme binaların da kuraklığı artırdığını kaydeden Doğan, Mardin’in yeşilliğe ihtiyacı olduğuna değindi. Son zamanlardaki artan düzensiz kentleşmede karşımıza çıkan binaların sıcaklığa etkisini ise şöyle açıklıyor, “Bir alanda ne kadar betonlaşma yapılaşma varsa kuraklık o derece artar. Betonlaşma olduğu zaman 25-30 derecelik sıcaklığın etkisi 35- 40 derece olarak hissedilecek. Böyle bir kuraklığa neden olacak. Ama beton yerine yeşil alan, ağaçlandırma olursa ona göre nemlenme olur. Betonda ise yağışlar toprakla buluşamayacak. Bu olmadığı zaman da mecbur seller oluyor çünkü su emilmiyor toprak tarafından. Yağan düzensiz ve aşırı yağışlar sel taşkınlarına neden olmaktadır. Bu da çevreye ve insanlara zarar vermektedir.”

 

Anız yakmanın hem faydaları ve hem zararları var

Prof. Dr. Yusuf Doğan Anız yakılması toprağa ve bitkiye zarar veriyor mu? şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi, “Şu an tam da anız yakma dönemidir. Anızın faydası olduğu kadar zararı da var. Bu anız yakılması buğday hasadından hemen sonra arazide ikinci ürün örneğin mısır ekimi için gerçekleştirmek. Böylece zamandan tasarruf ediliyor. İkinci bir faydası ise daha az yakıt tüketimini sağlayarak yakıttan tasarruf etmek. Bu iki sebepten ötürü anız yakılıyor. Böyle iki tane faydası var diyebiliriz. Anız yakıldığı zaman toprağın ısısı artmakta. Toprakta yaşayan mikroorganizmalar bakteriler ölmekte. Sürüngenler ve diğer canlılar da yaşıyor ve toprak yüzeyinde oluşacak olan yağışla beraber birtakım bozulmalar meydana gelebiliyor. Toprak, rüzgar ve su erozyonuna karşı savunmasız hale geliyor. Uzun vadede düşündüğümüz zaman toprakta bir çoraklaşma söz konusu olacaktır. Bir de kendi anızını yakarken yandaki tarla arazi sahibinin malına da dikkat edilmesi lazım. Çünkü onun hakkına girilmemek lazım. Onun da ürünü tarlası anızı yakılmaması lazım.”

Suyu yeteri kadar verimli kullanamıyoruz


Su tasarrufu konusunda çiftçileri duyarlı olmaya davet eden Doğan yapılan ve devam eden yanlışları şöyle aktardı, “Dünya’nın üçte ikisi suyla kaplı. Buna bakıldığı zaman diyoruz ki dünyanın sulama olanakları bitmez. Bu suyun yüzde 87,5’i tuzlu sudur. Geriye kalan yüzde 2.5 tatlı su kaynağı var. Ve bu tatlı su kaynaklarının büyük bir bölümü de yeraltında bulunan su rezervleridir. Türkiye’deki mevcut suyun yaklaşık yüzde 70’ini biz tarımsal alanda kullanıyoruz. Ama gelişmiş ülkelerde tarımsal alanlarda kullanılan suyun oranı yüzde 45’tir. Burada aramızda yüzde 25 fark var. Bu fark neden kaynaklanıyor Tamamen bizim şu an kullandığımız sistemlerden kaynaklanıyor. Hala eski ilkel sistemleri kullanıyoruz. Suyu yeteri kadar verimli kullanamıyoruz. Yanlış sulandırma yüzünden buharlaşma yüzünden vb.. Bakım sistemleri, kırıklar, yanlış işlemler. Suyun anlam önemi ortada. Bizim için bir damlanın bile heba olmaması gerekir. Burada kontrolleri de yapmamız gerekir. Yağmur suları azotludur bu da toprak için çok faydalıdır. Yağmur yağarken su fıskiyeleri neden açılıyor anlamış değilim. Bu suyun boşa kullanılması demek.”


Damlatılma ile sulamayı çiftçilere öneren Doğan, Yağmurlama sulama yerine damlatılma sulama olması gerektiğinin altını çizdi. Çiftçilere çağrıda bulunan Doğan, toprağa gereğinden fazla gübre su, tahıl atmamaları tavsiyesinde bulundu.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —